11 08 2011

Menengiç Kahvesi İçer misiniz ?

  Efendiiiiimm..Ben sıkı bir Türk kahvesi içicisiyim..Her gün bir fincan içmezsem kendime gelemiyorum..ama muhakkaki keyifli içilmesi taraftarıyımdır, içerkende çok büyük bir keyif aldığımı itiraf ederek sizi bir başka kahveyle tanıştırmak istiyorum..İstanbul ziyareti sırasında sevgili gelinimiz Ayşem beni Menengiç kahvesiyle tanıştırdı..Görür görmez -aaaa ben böyle bir kahve hiç görmedim deyip görgüsüzlüğümü ilan ederken bütün kuzenlerim benim şaşkın ve heyecanlı halime bakıp gülerlerken kavanozun içindeki siyah ve haki renkli katıyla sıvı halindeki maddeye gözümü dikip bir parmak attım :) tadı çok güzel kahve kokusu ama bir değişik tad daha var sanki dedim..ne gibi ımmm nasıl diyim sanki içinde nane desem nane değil bi aroma tadı var..içinde neler var derken Ayşem çoktan hazırlamış misler içinde kahve kokusu odaya girmişti.. İnanın çok lezzetli çook hemde..ve sonrasında araştırmasına girdim hemen ünlü düşünürümüz google efendi'ye ricada bulundum menengiç kahvesi nasıl bir şeydir diye..çok akıllı bu gıgıl :) şıp diye karşıma çıkardı..sanırım asıl lamba cini google olmalı :) ...size şimdi menengiç'in nasıl olduğunu nerede yetiştiğini ve bu lezzetli kahvenin nasıl yapıldığını birbir anlatayım..Ha bu arada...Astım hastalarına birebir bunu unutmadan hatırlatayım.. Öksürüğü keser.. balgam söktürür nefes açar nefes darlığına iyi geliiir göğsü yumuşatır.. solunum yollarına faydası vardır.. ayak terlemesini önler.. yaraları tedavi eder, böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olur.. ses tellerine iyi gelir veee.... mide ağrılarını dindirir.. Menengi&c... Devamı

10 08 2011

Fatiha'yı kendim ile kulum arasında ikiye böldüm

  Yarısı benim, yarısı da kulumundur. Kulumun istediği hakkıdır, kendisine verilecektir. Ve açıklaması öyle güzel ki;   Bir Kul, 'Elhamdülillahi Rabbi'l - âlemin' dediğinde yüce Allah, 'Kulum Bana Rahmet Etti' der. Kul; 'er- Rahmani'r - Rahim' dediğinde, Allah, 'Kulum beni övdü' der. Kul, 'Mâliki yevmi'd - din' dediğinde, Allah, 'Kulum beni yüceltti, bana saygı gösterdi' der. Kul, ' İyyake na'büdü ve iyyake neste'in' dediği zaman Allah, ' Bu benim ile kulum arasındadır (ibadet eden kuluma yardım etmek bana aittir). Kulumun istediği verilecektir' der. Kul, 'İhdina's - Sırâtâ'l - müstekim, sırâtâ'l - lezine en 'amte aleyhim ğayri'l- meğdûbi aleyhim ve la'd- dâllin' dediği zaman Allah, 'Bu dilek kula aittir, istediği verilecektir' buyurur. (müslim, salat 38)slim, sâlât, 38) ... Devamı

10 08 2011

güzel bir hikaye..

  Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği, bir kazada birlikte ölmüşlerdi. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar. Adam çok susamıştı. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular. Rengârenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu: "Affedersiniz... Burası neresi?" Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim." Adam bunun üzerine sevinçle: "Harika!" dedi. "Peki bana biraz su verebilir misiniz? Gerçekten çok susadım." Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin... İçeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz." Adam köpeğine döndü: "Hadi oğlum içeri giriyoruz," diyerek kapıya yürüdü... Ama kadın onu birden durdurdu: "Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez. Hayvanları içeri almıyoruz..." Bunun üzerine adam bir an durdu; düşündü ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular. Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla, yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı... Adam sordu: "Affedersiniz. Bana biraz su verebilir misiniz?" Dede: "İçeri gel." dedi. "Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var..." Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?" Dede: "Tabii..." dedi. "Ç... Devamı

08 08 2011

Yedi Uyurlar Efsanesi..

  On binlerce yıllık insan beşiği Anadolu'nun, Tarsus yöresinde Dakyanus adında oldukça uyanık, kurnaz, düzenbaz ve acımasız bir kral yaşarmış. Dakyanus, sarayında her an hazır beklettiği kahin, astrolog, ve büyücülerinin yardımıyla, küçüklü büyüklü, kurnazca hileler ve oyunlar oynayıp cahil ve korkak halkını korkutarak hükümdarlığını devam ettiriyormuş. Zamanla oynadığı bu oyunlara kendisi de inanarak gerçekten de bir tanrı olduğunu düşünmeye başlamış. Dakyanus, sarayının dört bir tarafına putlar diktirmiş ve halkının onlara tapmasını, tanrıların onları koruması için de putların önünde hazırlanan sunaklara gelirlerinin en az üçte ikisini bırakmalarını emretmiş. Aksi takdirde tanrıların insanlara çok kızacaklarını ve onların gazaplarını da hiç kimsenin durduramayacağını söyleyip korkutmuş onları. Zavallı cahil halk da bu söylenenlere inanıp tüm kazançlarını hazırlanan sunaklara bırakıp tanrıların kendilerine kızmasını önlemek için sadakat yarışına girmiş. Bütün bu olan biten sonucunda her gün daha da zenginleşen Dakyanus gücüne güç katmaya devam etmiş. Zalim kral Dakyanus'un Mernuş, Sezenuş, Debernuş, Yemliha, Makselmine ve Meslina isimli altı yardımcısı varmış. Dakyanus onlara çok güvenir, her konuda akıl danışıp bütün sırlarını da anlatırmış yardımcılarına. Zamanla bu altı yardımcısı da Dakyanus'un göz kamaştıran zenginliğinden ve gücünden etkilenerek halka söyledikleri yalanlara inanıp onun bir tanrı olduğuna inanmaya başlamışlar. Günlerden birgün Tarsus büyük bir düşman saldırısına uğramış. Görkemli Tarsus şehri tamamen istila edilip, yağmalanmış. Kurnaz Dakyanus durumun vahametini görünce hiç düşünmeden istilacı düşma... Devamı

08 08 2011

gezici melekleri duydunuz mu ?

        Seyyahun yani gezici  meleklerden haberiniz var mı...hepimizin arasında (camilerde,mescidlerde veya  toplu ibadet edilen yerlerde) dua edenlerin sesini duyup,yanımıza gelip bizi izlerler..ve gördüklerini ilahi adalete bildirirler..'BU KULUN FALANCA YERDE TOPLULUK İÇERİSİNDE DUA EDİYOR' diye..işte bu yüzden kalp kırıp,yürek acıtanları affedin..gerek duymayın kine,kötü düşünmeye,dedikodu yapmaya..bir deneyin, göreceksiniz bir adım önde olan siz olacaksınız.. Devamı

07 08 2011

Nükteler..

  Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar. Solaklara seslenir. Saraydan çıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini söyler ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler. Sultan: - Bre uğursuz, nabekar! Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini... Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır: - A devletlim siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!" ---------*----------*-------------*-----------*------------*--------   Sadrazam Ahmet Vefik Paşa, Bâbıâliye arabası ile görevine gelirken yanına hiç kimseyi almazmış. Bu yüzden kapıdaki görevliler onu tanımadıkları için selam vermezlermiş. Sonunda Sadrazama, arabasının yanına uşaklarından birini aldırmışlar. Bundan sonra Sadrazamın arabasına selâm verilmeye başlanmış. Günün birinde böyle bir selâmlama anında Ahmet Vefik Paşa, yerinden kalkıp uşağa şöyle demiş: "Ne duruyorsun? Bak seni selâmlıyorlar, haydi sende onları selâmlasana." ... Devamı

07 08 2011

sihirli kitaplar..

  Bu gün büyüdüğümü unutup, o çizgi filmleri siyah beyaz izleyen çocukluğuma geri dönmek , hasta ve nazlı olduğum için kendimi şımartmak istedim...Biliyorum hepimizin sorumlulukları türlü türlü...Ama bir saatliğine de olsa, anne olduğumuzu unutup, bebeklerinizi uyutup,çamaşır ve bulaşıklarınızı bitirdikten sonra yada baba olduğunuzu bir kenara bırakıp, evli çiftlerin bir arkadaş gibi ama çocuk ruhuyla veya breysel olarak biranlığına bırakıp herşeyi; bu çizgi filmi izlemenizi tavsiye ediyorum... İçinde zeka ve duyarlılık barındıran muhteşem bir animasyon… Yaşlı eksantrik elenore teyze, ölünce evini Nathaniel’in ailesine, kitaplarını ise henüz okumayı bilmeyen Nathaniel’e bırakır. Küçük çocuk, elenore teyzenin bıraktığı evin tamiri için bir antikacıya satmak üzere olduğu bu kitapların büyülü olduğunu fark eder. Tavanarasına dizili kitaplar tüm bilindik peri masallarının orijinal ilk baskılarıdır; üstelik kahramanları içlerinde yaşamaktadır…Alice,peter pan,parmak çocuk,kırmızı başlıklı kız ve çocukken aklımızda olan,hatırımzda kalan tüm çizgi film karakterlerini kitaplarıyla birlikte kurtarırken, içinde duyduğu sevgiyi,elenore teyzesinin hatrını ve tüm hikayelerin onun için ne kadar değerli olduğunu izlerken; düşündüm.. söylediği bir cümle vardı elenore teyzenin...ve filmin ana teması bu cümle içinde saklıydı.. 2009 İtalya ve Fransa ortak yapımı olan ve türkçe dublajı yapılmış orjinal ismi elenore's secret olan bu çizgi filmi beğeneceğinize eminim..   'Sırf bir hikaye olması onun gerçek olmadığı anlamına gelmez...' Hayal gücümüzü arada bir hatırlamak dileğiyle...güze... Devamı

06 08 2011

2.Çalışmam..

Arkadaşlar belmeğin hızlandırılmış resim kursuna kaydımı yaptırdığımı söylemiştim şu yukarıda gördüğünüz resim 2. çalışmam ilk çalışmam çok komik olduğu için paylaşmak istemedim şimdi ise elimde zenci bir bebek var galiba biraz beni uğraştıracak biterse umuyorum onu da paylaşacağım..sevgiler :) Devamı

27 07 2011

Biz miyiz Avrupaya Hayran olan...

    (yirmisekiz çelebi 18'inci yüzyılda yaşamış ünlü bir türk diplomatıdır. asıl adı mehmet faiz'dir. "yirmisekiz çelebi" lakabı yeniçeri ocağı'nın 28'inci ortasında yetiştiği için verilmiştir.) Lale Devri’nde Fransa’ya elçi olarak giden Yirmisekiz Mehmet Çelebi, unutulmaz izler bırakırken, birbirinden ilginç anılarla geri dönmüştü. Ramazan’da elçimizin iftarını nasıl açtığını merak eden binlerce kadın süslenip, püslenip tiyatro ya da operaya gider gibi elçimizin iftarını izlemeye koşuyor, bu seyir sahura kadar sürüyordu. YİRMİSEKİZ Mehmet Çelebi, bozuk olan ilişkileri düzeltmesi için Padişah III.Ahmed tarafından Fransa’ya elçi olarak atanmıştı. Osmanlı elçisi, Fransatopraklarına kırka yakın maiyetiyle deniz yoluyla vardı. Paris’e girerken, bir mareşal ve bir alay asker tarafından karşılandı. Kendisi öndeki atta, arkasında maiyeti bulunuyordu. Arkalarında ellerine tüfek ve mızrak verilmiş, kürk giydirilmiş neferler, yaya olarak sakallılar, imam efendi, kapı kethüdası, oğlu Sait Efendi ve tercümanı vardı. Paris’e halkın coşkun tezahüratları altında girdi, sokaklar Türk elçiyi görmek isteyenlerle dolup taşıyordu.  Günü gününe yazdı 1721’in Mart başlarında Paris’e yerleşen Türk elçisi, 16 ve 21 Mart günlerinde sarayda henüz 10-11 yaşlarındaki Kral XV. Lui tarafından büyük bir törenle kabul edildi. Mehmet Efendi, kraldan büyük yakınlık gördü. Paris’e gidişi ile şehirdeki gözlemlerini günü gününe hatıra defterine yazdı.  Elçiyi en &ccedi... Devamı

25 07 2011

buyrun..nana mouskouri..

Nana mouskouri'yi bilenler varmıdır bilmem..günüme kattığı huzuru anlatamam.. Mükemmel bir ses mükemmel bir yorum.. Çoğunlukla benim dinleyebileceğim tarz müzikler olduğu için sizlerle zaman zaman paylaşıyorum  Çok küçük yaşlarda babasının ona aldığı mandoliniyle şarkılar söylemeye ve dans etmeye başlar. Girit te kilisede ve meyhanelerde söylediği birbirinden güzel fado ve yunan müzikleriyle herkesin sevgilisi olur. Girit' ten 1968 de Atina'ya yerleştiklerinde tanınmış bir şarkıcıdır artık. Yunanistan'da olduğu gibi çevre ülkelerde de konserler vermeye başlar. Girit doğumlu NANA MOUSKOURI, Yunanistan’ın gelmiş geçmiş en önemli sesi olmanın yanında, bugüne kadar 350 milyondan fazla albüm satışı (Beatles ve Elvis Presley’in tüm satışlarının toplamından fazla) ve 300’den fazla altın ve platin plak ödülüyle dünyada tüm zamanların en çok satan bayan sanatçısıdır. Atina konservatuarında eğitim alan Nana Mouskouri, soprano sesini çok sevdiği jazz müziğine adapte ederek kısa zamanda yapımcıların ilgisini çekti. İlk plağını 1957 yılında kaydeen Nana Mouskouri, 1959 yılında Yunanistan Şarkı Yarışması’nda birincilik ödülüne layık görüldü.  1961 yılında Alman televizyonunun Yunanistan’la ilgili hazırladığı belgesel filme şarkılarıyla katılan Nana, “Atina’dan Beyaz Güller” adlı parçasıyla büyük sükse yaptı ve parça yalnızca Almanya’dan 1 milyondan fazla sattı. Nana, bu parçayla “Atina’nın Beyaz Gülü” olarak Avrupa çapında şöhrete ulaştı.  1962 yılında New York’ta Quincy Jones ile birlikte 3. albümüne imza atan sanatçı, 1963 yılında Paris’e yerleşerek müz... Devamı

20 07 2011

blog arkadaşımı takdim ederim ;)

Ben onu geçen hafta gece yarısı tv izlerken tesadüfen tanıdım..yani blogları dolaşırken :)  Girip bir kaç yazısını okudum, azdan çok biliyorum ama okuması da keyifli... O bir gülümseten yüz...bildiğim kadarıyla gülümseyende bir yüz  Güzel bir blog dostuna merhaba diyelimmi...işte blog adresi : http://190358.blogcu.com/yasal-uyari/10841485   Haydi hep beraber kahvelerimizle hoşgeldin diyelim...hoşgeldin gülümseten yüz... Devamı

05 07 2011

Gidiyorum :)

05-07-2011 salı...Bu gün patronluğumun ilk günü  Masaya oturdum, tatile çıkmadan evvelki son yazım.. Geçtiğimiz hafta sonu açılışımı yaptım..Bütün o koşturmacalara, yorgunluklara, strese değdiğine inanıyorum her gelenden tam not almak, olumlu destekler görmek e tabi mutlu ediyor beni..Ve ben içimde minicik bir korkuyla geleceğimin nasıl olacağını düşünmekteyim..Çok çalışmaya başladım, ama daha çok yol kat etmem için inşallah elimden geleni yapacağım..İleri derecede olan alerjimi açılıştan bir gün önce tam beni yenmek üzereyken yakasından tutup doktora götürdüm..Ailemin yakın hekimi Olcay hanım - sen bu güne kadar neredeydin, gözüne kadar vurmuş, feci görünüyorsun dediğinde -istediğim tek şey en kısa zamanda beni kurtarmanız iğneyse iğne hapsa hap ama acilen beni yarına iyileştirin dediğimde gözümün biri tamamen kapanmış, suratım iki kat şişmiş hapşırmaktan konuşamaz hale gelmiştim..İki iğne peş peşe yiyince sedyeden kalkamadım  bir saat sonrasında gözüm açılmış, hapşırığım azalmış burun akıntım durmak üzereydi..Çok şükür Allahıma ben böyle bir alerji görmedim, şu an itibariyle iyiyim.. Ve..İçimde yıllar yılı sakladığım resim sevgimi de, belmek kurslarına kayıt yaptırarak perçinlemiş oldum..Meğer ben tam bir acemiymişim, Rabbime bana bu mutlulukları yaşattığı için sonsuz şükürler olsun..İnanın hayatım boyunca beklediğim isteyipte bir türlü hayalimi gerçekleştiremediğim bu sevgiyi öğrenerek perçinlemek çok farklı bir duygu..İnsanın bir şeyler öğrenmesi kadar güzel bir şey yok..2011 yılı bana büyük kapılar açtı. Allah bana böyle kapılar açtığı için şükrediyorum, teşekkür ediyorum, ço... Devamı

24 06 2011

Neden Cuma Günü Hayırlıdır..

    1- Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah katında günlerin efendisi Cuma’dır. O kurban ve Ramazan bayramı günlerinden de faziletlidir. Cuma gününde şu beş özellik vardır: 1- Hz. Âdem o gün yaratıldı. 2- O gün yeryüzüne indirildi. 3- O gün vefat etti. 4- O günde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir. 5- Kıyamet o gün kopacaktır. Allah’a yakın hiç bir melek, hiçbir gök, hiçbir yer yoktur, hiçbir rüzgar, hiçbir dağ ve taş yoktur ki, Kıyametin kopmasına sahne olacağı için Cuma gününün heybetinden korkmasın.) [Buhari, İ. Ahmed] Cuma, müminlerin bayramıdır. Bugün yapılan ibadetlere en az, iki kat sevap verilir. Bugün işlenen günahlar da, iki kat yazılır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Sevaplar içinde Cuma günü ve gecesinde yapılandan daha kıymetlisi, günahlar içinde de, Cuma günü ve gecesinde işlenilenden daha kötüsü yoktur.) [Ramuz] (Cuma günü günah işlemeden geçerse, diğer günler de selametle geçer.) [İ.Gazali] (Cuma günü, kuşlar, vahşi hayvanlar birbirine, “Selam size, bugün Cumadır” derler.) [Deylemi] (Cuma diğer Cumaya kadar ve fazladan üç gün içinde işlenen günahlara kefaret olur. Çünkü iyi bir amel işleyene on kat sevap verilir.) [Taberani] (Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfi... Devamı

23 06 2011

Hassasiyet....

Bundan yıllarca evvel tatil beldelerinden birinde kısa süreliğine de olsa huzuru bulabilmek için küçük bir yerde konaklama imkanı bulmuştum..Gözümde ne güneş vardı ne eğlence sadece deniz ve sükunet bana yetecekti.Yeterince stres yaşamıştım ve kurtulmak en doğal hakkımdı..Çokda isabet olmuştu Türklerden daha çok yabancı turistler bulunuyordu kaldığımız otelde..Zencisi, melezi, çinlisi, rusu.. Kısa süre içerisinde yüzler birbirine aşina olunca selamlaşmaya başladık, fakat içlerinde Alman bir aile vardı, 60 küsür yaşlarında bir çift karı koca..Adam sabah kahvaltıda başlardı birasını yudumlamaya taaki o akşam yatana değin devam ederdi,üstelik şeker hastasıydı ve sabah akşam kendi insülin iğnesini kendi yapardı; eşi kısmen felçli bir bayandı aynı zamanda bir o kadar gülümseyen bir çiftti karşımda duran...Benim fifty cent ingilizcem onların % 100 almanca ve ingilizceleriyle salla pati anlaşmaya başladık :) terapi olarak Türkiyeyi seçmişlerdi içimden ' tam isabet terapi ve Türkiye' diye espri yapmıştım.Sohbetler esnasında konu dinlere geldiğinde müslümanlara ve müslüman dine karşı büyük saygı duyduklarını, ibadetlerimize şahit oldukları için böyle güzel bir dine hayran kaldıklarını belirtmişlerdi, bunun üzerine gideceğimiz son gün oraya ve onlara veda ederken Alman çiftin yanına gidip daha önceden yazdığım duayı verirken yabancı dili güzel kullanan görevlilerden birini çağırıp tercüme ettirdim, verdiğim duanın anlamını anlattırdım, felçli olan bayan bana şöyle söyledi 'bugünden sonra verdiğin bu duayı hergece yastığımın altına koyacağım, diliyorum bana şifa olur' deyip arkadan sarılarak teşekkür ettiğini unutamıyorum, çok duygulanmıştım..bazen bakışla... Devamı

13 06 2011

köfteciden nefret ettim !!

Günlerdir büro aramaktan ayaklarıma kara sular indi, bu kara su lafı nereden gelmedir onuda bilmiyorum ama beynim patlamak üzere..Çok yoruluyorum ve arkamda yapılacak binlerce iş var..Bu gün adrenalim bi yukarı bi aşşağı volta atıp oturdu resmen, cinlerim yine tepemde fener cimbom maçı yapıyor..Ben insanları anlamakta bazen çok zorluk çekiyorum..Allah aşkına sıradan bir büro kiralayabilmek için dolaşmadığımız yer kalmadı, yüzüne tükürmediğin 20 m2 lik döküntü bir yer için sırf yol üzeri diye adam 650 tl kira üstüne depozito  hemde euro cinsinden istemez mi..tüm gün söylediğim iki cümle oldu SOYGUNCUMUSUNUZ, HIRSIZ MISINIZ KARDEŞİM SİZ? Ya bu ne ahlaksızlıktır anlamıyorum, biraz vicdan olmalı bir insanda yahu yaa..bazı semtlerde ki, esnafların çoğunun birarada olduğu yerlerde alel ade bir yer için 1.500-2.000 tl istediler, pes artık bu kadar olmaz dedirtti. En sonunda ağrı kesici alıp üstüne bir sigara yakmak zorunda kaldım. Emlakçılara gelince zaten istediğim en güzel yerleri onlar çoktan kapıp üstünede ben buralardan sana uyduruk  kiralık büro bulur bi de güzel kazıklarım diye sesleniyor. Son olarak ki; artık ben kesinlikle Çiğ köfte yemeyeceğim.. İsmi lazım değil bi meşhur adını tutturmuş etsiz köfteci var ya hani hah bildiniz o işte..Benim tutacağım yeri adam emlakçılar gibi aynen çoktan tutmuş, hangi semte gitsem ne zaman -işte burası desem karşıma çiğ köfteci çıkıyor bu ne yaa adam her yeri kaplamış millet bu kadar çiğ köfteye meraklımıymış çözemedim arkadaş, adım başı bu adamın yeri, zıkkım çıksın senin köftenden ki; bu zıkkım çıksını rahmetli babaannem çok söylerdi mekanı cennet olsun, yok, bulamıyorum kocca ankara çiğ köfteci... Devamı